top of page

MUTLULUK KAPİTALİZMİ: Sürekli Mutlu Olmak Zorunda Mıyız?

pskilkehizli
20 Ağu
2 dakikada okunur

İçinde yaşadığımız dünyada mutluluk hiç olmadığı kadar görünür. Daha iyi hissetmenin, daha iyi yaşamanın ve kendimizin daha iyi bir versiyonu olmanın yolları sürekli karşımıza çıkıyor. Daha sağlıklı olmalı, daha üretken çalışmalı, kendimize yatırım yapmalı, tatile çıkmalı, yeni deneyimler yaşamalı ve mümkün olduğunca iyi hissetmeliyiz. Bize yalnızca ne yapmamız gerektiği değil, nasıl bir hayatın bizi mutlu edeceği de gösteriliyor. Bunların her biri tek başına sıradan tercihler fakat sürekli olarak mutluluk ve "iyi hayat" fikriyle yan yana getirildiklerinde, mutluluk yalnızca yaşanan bir duygu olmaktan çıkıp bir tüketim nesnesi haline geliyor.

Buradaki mesele tatile gitmenin, güzel bir restoranda yemek yemenin ya da kendimize yatırım yapmanın kötü olması değil. Mesele, bunların giderek iyi bir hayatın göstergeleri ve mutluluğa ulaşmanın araçları gibi sunulması. Böyle bir kültürün içinde mutluluk yalnızca kişisel bir deneyim olmaktan çıkıp toplumsal bir beklentiye dönüşüyor. Enerjik, motive, üretken, pozitif ve hayatımızdan memnun olmamız bekleniyor.


Peki bu beklentinin dışında kaldığımızda ne oluyor?

İyi hissetmediğimizde bunu yalnızca hayatın o anki bir parçası olarak görmek giderek zorlaşıyor. Bir süre mutsuzsak, bunun nedenini hemen bulmamız ve mümkün olduğunca hızlı biçimde değiştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Üzgünsek toparlanmalıyız. Kaygılıysak sakinleşmeliyiz. Hayal kırıklığı yaşadıysak yolumuza devam etmeliyiz. Bir şey canımızı acıttığında onunla bir süre kalmak yerine nasıl geçirebileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü bugün yalnızca mutluluğa değil, acıdan uzak olmaya da değer veriyoruz.


Algofobi: Acı Korkusu

Byung-Chul Han, Palyatif Toplum: Günümüzde Acı kitabında çağdaş toplumun acıyla kurduğu ilişkiyi "algofobi", yani acı korkusu kavramı üzerinden ele alıyor. 

Han'ın ifadesiyle:

"İçinde yaşadığımız toplum her türlü olumsuzluktan kurtulmaya çalışan bir olumluluk toplumudur."

Han'a göre günümüz insanı, ilişkiler, eleştiri, belirsizlik, hayal kırıklığı gibi kendisine rahatsızlık verebilecek şeylerden sistematik olarak kaçınma eğiliminde. Acı ortaya çıktığında onunla kalmak, ne anlattığına bakmak veya geçmesi için zaman tanımak yerine, mümkün olan en kısa sürede ondan kurtulmanın yollarını arıyoruz. Bunun önemli bir sonucu var: Acı, dışarıdan gelen zor bir deneyim olmaktan çıkıp, kişinin kendine atfettiği bir probleme dönüşüyor.


Mutluluk Kapitalizmi: Aktif Toplumda Pasifliğe Yer Yok

Bir süre kötü hissetmek normal olmaktan çıkınca, bunu kendi eksikliğimiz sanmaya başlıyoruz. Han'ın da dediği gibi: "Yapabilmenin hüküm sürdüğü aktif toplumda acı çekmenin pasifliğine yer yoktur." Yani sürekli üretmenin ve gelişmenin beklendiği bir toplumda, durmaya ve bir süre hiçbir şey yapmamaya pek yer yok. Herkes hareket halindeyken, olduğu yerde kalmak "geri kalmak" gibi görünüyor. Ama acının her zaman bir çözümü ya da "yapılacak bir şeyi" yok. Bazen sadece yaşanması ve duygunun işlenmesi gerekiyor.

Bu yüzden mesele mutluluğa karşı olmak değil. Mesele, mutluluğun bir zorunluluk haline getirilmesi.


Peki Şimdi Ne Yapmalı?

Sürekli mutlu olmamız gerektiğine inandığımızda, hayatın kaçınılmaz parçaları olan üzüntü, hayal kırıklığı, belirsizlik, yalnızlık, öfke ve yas için giderek daha az alan bırakıyoruz. Acıyı ortadan kaldırmaya çalışırken, onun insan deneyiminin bir parçası olduğunu unutabiliyoruz. Belki de bugün "Nasıl daha mutlu olurum?" sorusundan önce şunu sormak gerekiyor: "Neden sürekli mutlu olmam gerektiğini düşünüyorum?"


Son Yazılar

Hepsini Gör
Hayır Diyememenin Arkasındaki Şema:

Günlük hayatta birçok kişi hayır demekte zorlandığını fark eder.Bazen bir ricayı geri çevirmemek için kendi planlarını erteler, bazen de karşısındaki kişiyi kırmamak adına istemediği durumlara razı ol

 
 

Yorumlar


© 2023 by İlke Hızlı, Uzman Klinik Psikolog

bottom of page